“Liyakûme’n-nâsu bi’l-kıst” ne demek? (Hadîd suresi 57:25)
“Liyakûme’n-nâsu bi’l-kıst” insanların adaleti ayakta tutması demektir ve Hadîd suresinde bir gönderilişin amacını bildirir: Biz peygamberlerimizi apaçık delillerle gönderdik, onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik ki insanlar adaleti ayakta tutsunlar (Kur’an 57:25). Arapçası لِيَقُومَ ٱلنَّاسُ بِٱلْقِسْطِ şeklindedir. Kelime kelime bakıldığında “li-” amaç bildiren edattır, yani “-sın diye”; “yekûme” kıyam kökünden gelir ve burada bir işi üstlenip ayakta tutmayı anlatır; “en-nâs” insanlar demektir ve hiçbir zümreyle sınırlanmamıştır; “bi’l-kıst” ise ayakta tutulacak ölçüdür. “Kıst” (ق س ط) kökünden gelir; kökün asıl anlamı adil pay ve eşit hissedir, bu yüzden kelime mahkemeye varmadan önce tartmaya ve bölüşmeye yakın durur. İnsanların yazdığı “liyaquma al-nasu bil-qist” ve “liyakume nasu bil kıst” yazımları aynı üç kelimedir.
Ayette üç şey bir arada gelir: apaçık delillerle gönderilen peygamberler, kitap ve mizan. Mizan tartı aletidir ve Şûrâ suresi onu kitapla aynı şekilde yan yana anar: Kitabı hak ile indiren ve mizanı koyan Allah’tır (42:17). Bakara suresi aynı işi daha geniş anlatır; kitap, insanların ayrılığa düştükleri konularda hüküm versin diye hak ile indirilmiştir (2:213). İndirmek Allah’a ait, ayakta tutmak insanlara bırakılmıştır. Delil de verilmiştir ölçü de; insanların adaleti ayakta tutması ise bütün bunların gönderiliş amacı olarak adlandırılır.
Mizan Kur’an’da hem somut anlamıyla hem de daha geniş anlamıyla geçer. Rahmân suresi onu yaratılışın içine koyar: göğü yükseltti ve mizanı koydu; hemen ardından okuyucuya döner: tartıda haddi aşmayın, tartıyı adaletle yerine getirin ve ölçüde eksiltmeyin (55:7–9). Şuayb kavmine aynı şeyi söylemişti: ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların hakkını eksik vermeyin (7:85); aynı buyruk Hûd suresinde tekrarlanır (11:85) ve Şuarâ suresinde doğru terazi ile tartma emri gelir (26:182). Mutaffifîn suresi bozulmanın tam resmini çizer: insanlardan ölçüp aldıklarında tam alırlar, onlara ölçüp ya da tartıp verdiklerinde eksiltirler (83:1–3). Aynı alet ahirette de karşımıza çıkar: kıyamet günü için adalet terazileri kurulur ve hiçbir cana zerre kadar haksızlık edilmez (21:47).
Kıst ve kardeşi olan adl, sonra doğrudan mümine yöneltilir. Nahl suresi buyrukla açar: Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara vermeyi emreder (16:90). Nisâ suresi bunu külfetli hâle getirir: kendinizin, ana babanızın ya da yakınlarınızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutan, Allah için şahitlik eden kimseler olun (4:135). Mâide suresi öteki kaçış yolunu kapatır: bir topluluğa duyduğunuz öfke sizi adaletsizliğe sürüklemesin (5:8). İnsanlar arasında hüküm verecek olana buyruk şudur: adaletle hükmedin (4:58). Âl-i İmrân suresi ise bu ayakta duruşu en yüksek yerde anar; Allah, melekler ve ilimde derinleşmiş olanlar adaleti ayakta tutarak şahitlik ederler (3:18).
Ayetin ikinci yarısında demir iner: onda çetin bir güç ve insanlar için faydalar vardır; ve amaç ikinci kez anılır: Allah, kendisine ve peygamberlerine görmeden kimin yardım ettiğini bilsin diye (57:25). Müfessirler bu eşleşmeyi kasıtlı okur: mizan hakkı ölçer, onu vermeyen çıktığında ölçünün arkasında demir durur, hem alet olarak hem caydırıcı olarak. Sure buna zaten hazırlık yapıyordu; az önce dünyayı oyun ve eğlence diye anmış (57:20), cimrilik eden ve insanlara cimriliği buyuranları zikretmiş (57:24), ardından Nûh’a, İbrâhim’e ve onların soyuna konan peygamberliğe geçmiştir (57:26). Sebe suresinde aynı maden bir peygamberin elindedir: Dâvûd için demir yumuşatılmıştır (34:10).
Mizanın neye karşılık geldiği müfessirler arasında gerçek bir görüş ayrılığıdır. Bir okuma onu somut bırakır: alışverişte kullanılan terazi ve tartılar; delili de En’âm, Hûd ve Mutaffifîn’deki ölçü ayetleridir. Bir başkası onu adaletin kendisi sayar, yani hakların kendisine döndürüldüğü ölçü; indirilmesi de vahyin onu belirlemesidir. Üçüncüsü kapsamı genişletir ve hakkı bâtıldan ayıran her şeyi içine alır; böylece kitap ile mizan, indirilen metinle onu uygulayan aklı birlikte adlandırır. Aynı şekilde “liyakûme’n-nâsu bi’l-kıst” yalnız mizanın gerekçesi midir yoksa peygamberlerin, kitabın ve mizanın hepsinin mi, ve demirin indirilmesi lafzî bir iniş midir yoksa Allah’ın onu yaratıp insanların hizmetine vermesi midir, bunlar açık bırakılmıştır. Ayet bu konuların hiçbirini kesip atmaz; bağlayıcı bir görüş istiyorsanız güvendiğiniz bir âlim size tefsir kitaplarındaki sözleri okuyabilir.
Bugün bu ayeti okuyan için ağırlık kendi üzerine düşer: delil verilmiş, kitap indirilmiş, ölçü konmuştur; geriye insanların bunu gündelik alışverişlerinde ayakta tutması kalmıştır. Mümtehine suresi bu duruşun karşılığını söyler: Allah adaletli davrananları sever (60:8).
📖 Kaynak: Kur’an 2:213; 3:18; 4:58; 4:135; 5:8; 7:85; 11:85; 16:90; 21:47; 26:182; 34:10; 42:17; 55:7–9; 57:20–26; 60:8; 83:1–3
Hikma'yı iPhone veya Android için indir