Hikma’yı iPhone veya Android için indirin. Başlamak ücretsiz.

Aylık işletme payını aşan tutarı Filistin’e yardım için ayırıyoruz.

Download on the App StoreGet it on Google Play

“Lâ tüdrikühül ebsâr” ne demek? (En’âm suresi 6:103)

“Lâ tüdrikühül ebsâr”, En’âm suresinin 103. ayetinin başlangıcıdır ve ayetin tamamı şöyledir: “Gözler onu idrak edemez, o ise bütün gözleri idrak eder; o Latîf’tir, Habîr’dir.” Arapçası لَّا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ şeklinde yazılır. Kelime kelime: “lâ” olumsuzluk edatıdır; “tüdriku” د-ر-ك kökünden gelir ve bir şeye yetişip onu kuşatmak anlamını taşır, yani salt bakmaktan fazlasını söyler; “hu” zamiri Allah’a döner; “el-ebsâr” ise basar kelimesinin çoğuludur, gözler demektir. Arama kutusuna çoğunlukla yazılan “la tudrikuhul” yazımı kelimenin ortasında kesilir: sondaki “hul”, “hu” zamirinin “el-ebsâr”ın başındaki “el-” takısıyla birleşmesinden doğar.

Ayet tek bir fiilin tekrarı üzerine kuruludur. İlk yarıda gözler için olumsuzlanan şey, ikinci yarıda Allah için olumlanır: “ve hüve yüdrikül ebsâr”, yani bütün gözleri o idrak eder. Bu simetri sınırı bakanın tarafına koyar, ve idrâk kelimesi bu yüzden çoğu zaman kuşatmak veya ihata etmek diye karşılanır.

Ayetin sure içindeki yeri açıktır. Bölüm, Allah’a ortak koşan ve ona oğullar ve kızlar uyduranlara cevap verir ve “O, onların nitelemelerinden yücedir” sözüyle kapanır (6:100); ardından “göklerin ve yerin yoktan var edicisi” gelir (6:101), sonra “İşte Rabbiniz olan Allah budur; ondan başka ilah yoktur, her şeyin yaratıcısıdır” (6:102). 103. ayet bu tanıtımın mührüdür, 104. ayet ise insana döner: “Rabbinizden size basiretler gelmiştir.” Buradaki “besâir” kelimesi bir önceki ayetin “ebsâr”ıyla aynı köktendir, ve devamı şöyledir: kim görürse kendi lehine görür, kim kör kalırsa kendi aleyhine kalır (6:104).

“El-Latîfü’l-Habîr” ayetin kapanışıdır ve kendisini göremeyenlere nasıl yakın kaldığını anlatır. “Latîf” ل-ط-ف kökünden gelir; duyuların yakalayamayacağı kadar ince olanı anlatır, gündelik Arapçada ise bir kimseye davranıştaki yumuşaklığı taşır. “Habîr”, şeylerin içini bilendir. Bu iki isim başka yerlerde de birlikte gelir: “Yaratan bilmez mi? O Latîf’tir, Habîr’dir” (67:14); Lokman’ın öğüdünün sonunda, bir hardal tanesi ağırlığındaki şey bir kayanın içinde saklı olsa bile Allah onu getirir (31:16); ve gökten su indirilip yerin yeşermesi işaretinin ardından (22:63). Bu isimlerin anlattığı yakınlık, Kâf suresinde insana şah damarından daha yakın olmakla dile getirilen yakınlıktır (50:16).

Ayetin görmeyi büsbütün mü yoksa kuşatmayı mı olumsuzladığı, müfessirler ve kelamcılar arasında birden fazla şekilde cevaplanmıştır, ve bu ihtilafın şeklini bilmek tek bir cümleyi ezberlemekten yararlıdır. Bir okuyuş, olumsuzlamayı mutlak sayar ve dünya ile ahiretin ikisini birden kapsadığını söyler. Bir başka okuyuş, idrâkin kuşatmak anlamına geldiğini, dolayısıyla olumsuzlananın kuşatma olduğunu, ahiretteki görmenin ise yerinde durduğunu söyler; bu görüşte olanlar Kıyâme suresini bu ışıkta okur: o gün birtakım yüzler parlaktır (75:22), Rablerine bakmaktadır (75:23). A’râf suresindeki Musa’nın isteği de aynı tartışmanın içindedir; orada “Rabbim, bana kendini göster de sana bakayım” der ve “Beni asla göremezsin” cevabını alır (7:143); bu cevabı kimileri dünyaya hasreder, kimileri mutlak sayar. İki okuyuş da “Onun benzeri hiçbir şey yoktur; o işitendir, görendir” (42:11) ve “Hiçbir şey ona denk değildir” (112:4) zeminini korur. Bu, arkasında uzun bir tarih bulunan bir itikat meselesidir; kendinize mal edeceğiniz bir görüş için bilgisine güvendiğiniz bir alime danışın.

📖 Kaynak: Kur’an 6:100–104; 67:14; 31:16; 22:63; 50:16; 75:22–23; 7:143; 42:11; 112:4

Hikma'yı iPhone veya Android için indir

İlgili sorular