Yakınını kaybeden birine uzun ve kusursuz cümleler kurmanız gerekmez. “Başınız sağ olsun. Allah rahmet eylesin; size ve ailenize sabır diliyorum” demeniz, acısını gördüğünüzü ve yanında olduğunuzu anlatır. Mesajınızın sonunda cevap vermesini beklemediğinizi hissettirmek de bir iyiliktir.
Bu cümleleri olduğu gibi gönderebilir veya kendi ilişkinize göre değiştirebilirsiniz:
Yanına gittiğinizde şöyle diyebilirsiniz: “Başınız sağ olsun. Onu kaybettiğinizi duyduğumdan beri sizi düşünüyorum. Bu acıyı hafifletecek bir sözüm yok; ama bugün ve önümüzdeki günlerde yanınızda olmak istiyorum. Şimdi cevap vermenize gerek yok. Size ne konuda yardımcı olabilirim?”
Acıyı açıklamaya, “güçlü ol” demeye veya yaşanan kaybı başka bir hikâyeyle karşılaştırmaya çalışmayın. Sessizce oturmak, bir yemek götürmek, çocuklarla ilgilenmek, ulaşım ya da resmî bir işi üstlenmek bazen uzun bir mesajdan daha anlamlıdır. Belirsiz bir “bir şeye ihtiyacın olursa ara” cümlesi yerine, “Yarın akşam yemek getireyim mi?” gibi belirli ve karşılık beklemeyen bir teklif yapabilirsiniz.
İsterseniz “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” diyebilir ve vefat eden için rahmet ve bağışlanma dileyebilirsiniz. Dua etmek isteyenler için Hikma’nın vefat eden biri için dualar ve vefat haberini alınca ne söylenip ne okunacağı hakkındaki cevapları da yardımcı olabilir. Bunlar, taziye mesajının yerini tutmaz; kaybı yaşayan kişiye söylenecek kısa, samimi sözler ayrı bir ihtiyaçtır.
Taziye, acıyı paylaşmak, teselli edici söz söylemek ve dua etmektir. Diyanet’in “Taziyenin hükmü nedir?” başlıklı açıklaması bu çerçeveyi anlatır. Buradaki mesajlar, Kur’an veya hadis alıntısı değildir; günlük hayatta kullanılabilecek özgün önerilerdir.